UYU UYAN.

mistik ve 
mükemmel 
bir dündü.

MY MCDREAMY.

every kiss before the right kiss doesn't count anyway. i've kissed a lot of women. first time i kissed my wife... she wasn't my wife then, she was just this girl in a bar. but when we kissed, it was like, i gotta tell you, it was like i never kissed any other woman before. it was like the first kiss - the right kiss.


ya da mesela, charlie'nin altın bileti bulduğunda sevindiğinden daha çok mutlu oluyorsun, doğru olduğunda, doğru öpücüğü bulduğunda.

VE ŞİMDİLİK HER ŞEY TAMAM.

en azından büyük adımlar açısından. 

ufak tefek şeyler var tabii hala, mesela göz altı morluklarıma iyi gelecek krem aranıyor.

nağme: at kestanesi kremi
pdd: o ne lan. marka?
nağme: hasbam
ne markası
aktardan :)))
pdd: ben kim aktar yeri bilmek kim.
nağme: kaz ayaklarına da iyi geliyormuş bu arada
haberin olsun yani :)
pdd: o ne laaan?!
nağme: hahahhahahhaha
göz kenarı çizgileri
yaşmız geldi ya
bil dedim
pdd: oha böyle bişeyi sen nerden biliyorsun ya?
nağme: kızım yaşlılarla takılmak nasıl bişi bilion demi?
pdd: haa. valla benim anneannemde bile yok böyle şeyler, annemi zaten biliyorsun.
nağme: siz elitsiniz kızım
huzurevi takılıyorum ben :)))
pdd: elitler bilmez mi esas kaz ayağı nedir falan. yurdum kadını ne umursar bunu.
nağme: ay kırışıklıklarım var der elitler
kaz ayağı diyenler mahallesindeki aktarın yerini bilenler
:))))
pdd: agjahsgdjadaj
tamam. pardon.
nağme: ahahahahahah
pdd: dur anneme sorucam bekle.
elit miyiz öğrencem.
nağme: sor bakiim :)))
pdd: rapor
annem kaz ayağı ne bilmiyor
ama aktar yeri biliyormuş, bi sürü hem de.
geçtik mi kaldık mı?
nağme: hahaha
en sevdiklerimdensiniz
pdd: böyle bi kıvırmak yok (:

GNOSSIENNE.

obscure sorrows sözlüğünde şöyle.

n. a moment of awareness that someone you’ve known for years still has a private and mysterious inner life, and somewhere in the hallways of their personality is a door locked from the inside, a stairway leading to a wing of the house that you’ve never fully explored — an unfinished attic that will remain maddeningly unknowable to you, because ultimately neither of you has a map, or a master key, or any way of knowing exactly where you stand.

DATED.

fark ettim ki merriam-webster baktığım kelimelerin çoğuna "is currently in the bottom 50% of lookups" diye düşük popülarite veriyormuş. 
1- gerizekalıyım, kimsenin sormaya gerek duymadığı kelimeleri arıyorum boyuna. 
2- ingilizcenin kullanılmaya gerek duyulmayan kısmıyla cebelleşiyorum, kolay gelsin bana.

p.s. duden da yapsa keşke böyle bişey, nerede durduğumuzu bilsek.

Ü.

yanlışlıkla ü ye basınca google ın ilk önerisi ütopya, ikincisi ümraniye oldu. "oraya gidemeyeceğine göre buraya git" hesabı. beğenmediysen üsküdar da var.

SHARON AGATHON.

sharon ın agathon olmasının ötesinde.. bi de bu vardı. seneler önce vurmuştu.

athena: how do you know? i mean, how do you really know that you can trust me?
admiral adama: i don't. that's what trust is.

COULD YOU LOVE A MACHINE?

şu daha önce hiç yer etmemişti. iki aydır falan dönüyor..

commander adama: boomer. did you love her?
chief tyrol: thought i did.
commander adama: well, when you think you love somebody, you love them. that's what love is. thoughts.

galiba daha önce kendimi hiç athena gibi hissetmediğimden.

(3,03 PERIODE)

xy kodundaki "input delay" n'olur kaldırılsın kampanyası.

ANGST.

Ihr Instinkt wehrte sich unterirdisch gegen diesen Menschen und am meisten gegen das Neue in ihm, das Andersartige, das ihre Neugier eigentlich verlockt hatte. Die Extravaganz seiner Kleidung, das Zigeunerische seines Hausstandes, das Ungeregelte seiner finanziellen Existenz, die zwischen Verschwendung und Verlegenheit ewig pendelte, waren ihrem bourgeoisen Empfinden antipathisch; wie die meisten Frauen wollte sie den Künstler sehr romantisch von der Ferne und sehr gesittet im persönlichen Umgang, ein funkelndes Raubtier, aber hinter den Eisenstäben der Sitte. Die Leidenschaft, die sie an seinem Spiel berauschte, beunruhigte in seiner körperlichen Nähe, sie mochte eigentlich diese plötzlichen und herrischen Umarmungen nicht, deren eigenwillige Rücksichtslosigkeit sie unwillkürlich mit der nach Jahren noch scheuen und verehrungsvollen Glut ihres Mannes verglich. Aber nun sie einmal in die Untreue geraten war, kam sie wieder und wieder zu ihm, ohne beglückt, ohne enttäuscht zu sein, aus einem gewissen Gefühl der Verpflichtung und einer Trägheit der Gewöhnung. Sie war eine jener Frauen, die selbst unter den leichtsinnigen und sogar den Kokotten nicht selten sind, deren innere Bürgerlichkeit so stark ist, daß sie selbst in den Ehebruch eine Ordnung, in die Ausschweifung eine Art Häuslichkeit mitbringen und selbst das seltenste Gefühl mit geduldiger Maske in eine Alltäglichkeit zu verspinnen suchen. Nach wenigen Wochen schon paßte sie diesen jungen Menschen, ihren Geliebten, irgendwo säuberlich in ihr Leben ein, bestimmte ihm, so wie ihren Schwiegereltern, einen Tag in der Woche, aber sie gab mit dieser neuen Beziehung nichts von ihrer alten Ordnung auf, sondern legte nur gewissermaßen ihrem Leben etwas hinzu. Dieser Geliebte änderte bald gar nichts mehr am behaglichen Mechanismus ihrer Existenz, er wurde irgendein Zuwachs von temperiertem Glück, wie ein drittes Kind oder ein Automobil, und das Abenteuer schien ihr bald so banal wie der erlaubte Genuß.

NACHTMAHR.

çok sık kabus görmeye başladım. 

STILL NOT 3.

bugün öğlen de yemeğe çıkmayıp, latin ve yunan dostlarını ziyaret eden beagle boy...



SNARKY PUPPY.

we like it here.

ŞEKERLİ ÇAYIM.

kahveye bu yaştan sonra alıştım, sütsüz şekersiz içiyorum mis gibi zehir. bu böyleyken öbürü öyle olur mu... fincana bir şekere kadar indirdim çayı da, bıraktım bırakıyorum. ne eksikliğini hissedeceğim bir süre sonra, ne de aklıma gelecek. gelirse de geri dönüp bakınca ağzımdan "nasıl öyle içmişim ben çayı ya..." çıkacak sanıyorum, "çay da şekerli iyiydi be!" demeyeceğim. umuyorum. bıraktım, bırakıyorum.

CUMARTESİ GECESİ ATEŞİ.

gavurca metne bakıp işi editoryal çalışmadan kendi redaksiyonuna uzatmamaya, ne olduğunu azimle türkçeden anlamaya çalışırken hem çeviriyle hem elde bulunan redaksiyon konumundaki metinle kavga edip, bir anda kendini yüksek sesle "what the fuck is this REİS doing yaaa" derken bulmak, ve kendi sesine ayılıp gidip bir bardak bir şey içmek, iki dolanıp geri oturmak.

BAKIR KÖYÜ'NDEN PINAR.

saçlarım çok mu uzadı acaba diyorum da..

OFF.

tutunacak.

portishead - roads.

BIEDERMEIER-LICH.

frames - dont stay here.
low - lullaby.

FREUE MICH, MEHR VON DIR ZU HÖREN.

çok ama çok sevdiğim matematiği de, daha çok sevdiğim fiziği de ilk öğrendiğim - aslında belki de tersine, matematiği ve özellikle de fiziği deli gibi sevmemin sebebi olan insan. sonuçta benim için hep çok özel çok önemli çok sevgili kalacak, aradan on sekiz sene geçmiş olsa da sekiz satırlık mektubuyla mutluluktan tavana yapıştığım, hatta bir kelimesinin bile her zaman yettiği, yeteceği hocam. schröter.

DECCAL'İN HATIRI.

bilip etmeden havalara girmiş, âşık olmuş, kendini hülyalara kaptırmış, hayaller kurmuş, gece yetmemiş, gündüz düşleri de görmüştü. fazla kesmişti ayaklarını yerden, fazla havalanmıştı. şimdi ise al, ne kadar yükselirsen o kadar fazla görünüyordu kıçın. al buyur. ne kadar yükselirsen o kadar fena düşüyordun. ne kadar besleyip büyütürsen ümidini, o kadar pis bozum oluyordun. ne kadar âşık olursan o kadar yanıyordun.
bunlara kızıyordu.
bir de şu var ki, ne kadar kaptırırsan eteğini aşka, o kadar güzel yaşıyordun. yarın sünnet olup haşefeyi kaptıracağım diye lunaparka gitmişken oynamayan çocuk olur muydu lan? yarın bayram'ı kaptıracağım diye kös kös otursa, surat asıp dursa, ah vah etse daha mı iyiydi sanki? oh olmuştu. iyi ki de çıkarmıştı tadını. iyi ki de hiç tereddüt etmemiş, sarılıvermişti fıstığına. iyi ki evine almış, iyi ki her nefesini solumuş, her damla terine bulanmıştı.
bunları ise takdir ediyordu.

devamını okumasam mı diyorum.
iyiydi ya valla buraya kadar misler gibi.

FIONA'NIN GUS'I.

f: you make me so fucking happy every time you play a song or say my name, but there's a little part of me that wonders if we didn't make a big fucking mistake, and that part of me just won't shut up.
g: well, did it ever occur to you that i might be thinking the exact same thing? listen, i can't tell you that this is definitely gonna work out. there's no guarantees, but if this turns out to be a big mistake, then let's make it the most fun, big fucking mistake we ever made.

devamını izlemesem mi diyorum.
illa ki patlayacak bişeyler olacak yani.

WEIL DU DIE BESTE BIST.

yenilemek, yinelemek lazımdı.

Lola: Manni?
Manni: Mmh.
Lola: Liebst du mich?
Manni: Na sicher.
Lola: Wie kannst du sicher sein?
Manni: Weiß ich nicht. Bin's halt.
Lola: Aber ich könnt auch irgend ne andere sein.
Manni: Ne ne.
Lola: Wieso nicht?
Manni: Weil du die Beste bist.
Lola: Die beste was?
Manni: Na, die beste Frau.
Lola: Von allen, allen Frauen?
Manni: Na klar!
Lola: Woher willst du das wissen?
Manni: Das weiß ich halt.
Lola: Du glaubst es.
Manni: Gut, ich glaub's.
Lola: Siehste.
Manni: Was?
Lola: Du bist dir nicht sicher.
Manni: Na, spinnst du jetzt oder was?
Lola: Und wenn du mich nie getroffen hättest?
Manni: Wie, was wär dann?
Lola: Dann würdest du jetzt dasselbe ner anderen erzählen.
Manni: Ich brauch's ja nicht zu sagen, wenn du's nicht hören willst.
Lola: Ich will überhaupt nichts hören. Ich will wissen, was du fühlst.
Manni: Ok, ich fühle, ... dass du die Beste bist.
Lola: Dein Gefühl, wer ist denn das, dein Gefühl?
Manni: Na ich, mein Herz.
Lola: Dein Herz sagt, Guten Tag Manni, die da, die is es?
Manni: Genau.
Lola: Und du sagst, ah ja vielen Dank für diese Information, auf Wiederhören bis zum nächsten Mal?
Manni: Genau.
Lola: Und du machst alles, was dein Herz dir sagt?
Manni: Na, das sagt ja nichts, also, was weiß ich, das ... es fühlt halt.
Lola: Und, was fühlt es jetzt?
Manni: Es fühlt, dass da gerade jemand ziemlich blöde Fragen stellt.
Lola: Mann, du nimmst mich überhaupt nicht ernst.
Manni: Lola, was is denn los? Willst du irgendwie weg von mir?
Lola: Ich weiß nicht, ich muss mich halt entscheiden, glaub ich.

CAPRICIOUS, MEAN MINDED, STUPID GOD!

[...] now, if i died and it was pluto, hades, and if it was the 12 greek gods, then i would have more truck with it. because the greeks were - they didnt pretend not to be human in their appetites, in their capriciousness and in their unreasonableness, they didnt present themselves as all seeing, all wise, all kind, all beneficent. because the god who created this universe -if it was created by a god- is quite clearly a maniac. utter maniac, totally selfish - we have to spend our live on our knees thanking him?! what kind of god would do that? yes the world very splendid, but it also has in it [...]
atheism is not just about not believing there is a god but on the assumption there is one, what kind of god is he - its perfectly apparent, he is monstrous, utterly monstrous and deserves no respect whatsoever. the moment you banish him, your life becomes simpler, purer, cleaner, more worth living in my opinion.



*rispekt stephen fry. ateist mi oldum ne.

SENEEE 2011?

hanımefendiyi rencide etmiim dedim isim verip ahahaa.


BÖÖÖ.

yastıkta sevgili kucağımda kitap isimli çalışmam. ışığı da iyi ayarlamışım ki ben okurken uyusun paşam.


46.

diince aklı tck ya giden de var, biyolojiye giden de var. ha bi de maraş olabilirmiş bak bişey daha öğrendim bugün. (çünkü an itibariyle dondurma yiyo.)

FACEBOOK STALKING AT ITS BEST.

güzel kızların dinlediği şeyler de güzel oluyor. 

aydan. 
chinawoman - lovers are strangers
sera. 
trentemøller - ... even though you're with another girl
brazzaville - super gizi
blonde redhead - spain
merve.
oi va voi - dry your eyes

ANASI KILIKLI.

pdd: müzic ne yahu.
aai: bakayım tdk dan dur.
pdd: bi de sonu ç olsa daha iyiymiş.
[müzic yazar, tdk bunu mu demek istediniz tadına müziç önerir.]
aai: genetik bu.

DEDİKODU RULZ.

aaaaa
dedikodum var
[dedikodudedikodudedikodu...]

noluo lan robinde

ahahahaha

içeri giren mi abazalaşıo yoksa komple abazalar mı gidio
ulan aynı tayfa ne değiş tokuş yaptılar bee
:)))

AHAHAHASDFGFDSF
biz de dahiliz ya ekibe deme öyle :/

allahtan mustafa abi filiz ablaya nikah kıymış da kadın harcanmadı :p

asdsdfsaaghsdahfdahgsfdgsa
tavuk gibi çırpındımm
of nağme yaa (:

bu arada ne dahiliz lan
sen yediğin yere sıçmadın ben de bi fire işte
kaç kişi robindendi
onlar tayfaca değiş tokuştalar :)))

hahah ben yine de bi mesafe aliim evet.

WIBBLY-WOBBLY DAYS.

people assume that time is a strict progression of cause to effect, but actually from a non-linear, non-subjective viewpoint, it's more like a big bowl of wibbly wobbly timey wimey... stuff.