YIL OLMUŞSA.

böyle kızın biri mesaj attıydı
işte hiç kimse beklediğim cevabı vermemişti, biri hariç tabi
sonra beni sevdi
baya sevdi
ben de onu sevdim
uzun uzun konuştuk
anlattık
paylaştık
ben hep kıskandım bişeylerden
ama çok sevdim de yani
hem zaten sevmesem kıskanır mıydım
böyle garip bi psikolojiye yelken açtık birlikte
kurallar koyduk
kuralları bozduk
sonra kız beni daha az sevdi
gitti
sonra bi sabah ortaköydeydik
güneşin doğuşunu seyrediyorduk
gecenin başıyla sonu arası çok uzun bi yıl var
ya da alkolün zamanı yavaşlatma etkisi
jack daniels a madalya versinler
neyse
ortaköydeydik
bank vardı
böcekler vardı
kız vardı
ben yine kıskançtım
ama hep içten içe
sonra ak sakallı kitapçı amca geldi
bir şeyler söyledi
aşk hakkında falan
kız çok beğendi adamın söylediklerini
ikisi bir oldular
beni soyutladılar
kız benim aşk hakkında bi bok bilmediğimi düşündü
gözlerim acıyordu uykusuzluktan
artık uykusuzluk sarhoşu olmuş gibiydim
böyle gelip giden bi farkındalık vardı
rüya gibi
sokaklarda dolaştık
camdaki yansımalarımıza baka baka öpüştük
çok romantik diycem ama değil biraz daha tutkulu bir şey
kızın uzun bir elbisesi vardı
altında da bacakları
babetleri vardı bi de
sonra su böreği yedik
yan tarafımızda iş konuşan iki adam vardı
ha bi de bizi takip eden bi çift
aslında biz onları takip ediyor gibi gözüküyorduk
gerçekte onlar bizi takip ediyordu
eminim madoya oturmayı onlardan önce biz kafamıza koymuştuk
sol arka masada hesabı ödeyemeyen teyzeler vardı
keşke o zaman kızın sonradan tanıştığı zengin ve 37 yaşındaki adamı o masaya gönderecek gücümüz olsaydı
hiç değilse hesabı öder bizi teyzeler için üzülme derdinden kurtarırdı
bizim kızın anneannesi su böreği yaparmış pek güzel
ondan bizim kız pek beğene beğene yemedi su böreğini
benim de saçlar uzun o zaman, gençlik işte..
ha bi psikoloji yerinde değil
tramva üstüne tramva
saçı kestirmek şart oldu
kestirmeye giderken kızı da durağa bıraktım
güneş doğunca herkes birbirini görmeye başladı ya
sanki biri de bizi görecekti
güneşin öyle bi gücü var
insanlara gösterme gücü var
ya da ben öyle zannediyorum
ama kız da öyle düşünmüş olmalı ki
giderken yanağımdan öpecekti
tuttum dudağından öptüm
güneşe karşı
gözüme güneş kaçtı
sonra düşündüm acaba yanlış bir şey mi yaptım kıza karşı, güneşe karşı?
yüzüğe karşı
kıskançlık ya.
sonra giderken yüzüne baktım
kız gitti
güneş kaldı
saçımı yıkıyorlardı
beynimin üstünden henüz ısınmamış termosifonun suyu soğuk soğuk aktı
sıcağa, güneşe inat
gözlerimi kapadım
kızı gördüm
.

DER HIMMEL...

über berlin.




Es muß einmal ernst werden. Ich war viel allein, aber ich habe nie allein gelebt. Wenn ich mit jemandem war, war ich oft froh, aber zugleich hielt ich alles für Zufall. Diese Leute waren meine Eltern, aber es hätten auch andere sein können. Warum war der mit dem braunen Augen mein Bruder und nicht der mit dem grünen Augen vom Bahnsteig gegenüber? Die Tochter des Taxifahrers war meine Freundin, aber ebensogut hätte ich doch den Arm um den Kopf eines Pferdes legen können. Ich war mit einem Mann, war verliebt und hätte ebensogut ihn stehen lassen und mit dem Fremden, der uns auf der Straße entgegen kam, weitergehen können. Schau mich an, oder nicht! Gib mir die Hand oder nicht! Nein, gib mir nicht die Hand und schau weg von mir! Ich glaube heute ist Neumond, keine ruhigere Nacht, kein Blut wird fließen in der ganzen Stadt. Ich habe nie mit jemandem gespielt, und trotzdem habe ich nie die Augen geöffnet und gedacht “Jetzt ist es ernst; endlich wird es ernst.” So bin ich älter geworden. War ich allein so unernst? Ist die Zeit so unernst? Einsam war ich nie, weder allein noch mit jemandem andern, aber ich wäre gern endlich einsam gewessen. Einsamkeit heißt “ja, ich bin endlich ganz.” Jetzt kann ich das sagen, denn ich bin heute Nacht endlich einsam. Mit dem Zufall muß es nun aufhören. Neumond der Entscheidung. Ich weiß nicht, ob es eine Bestimmung gibt, aber es gibt eine Entscheidung. Entscheide dich! Wir sind jetzt die Zeit. Nicht nur die ganze Stadt, die ganze Welt nimmt gerade Teil an unserer Entscheidung. Wir zwei sind jetzt mehr als nur zwei, wir verkörpern etwas. Wir sitzen auf dem Platz des Volkes und der ganze Platz ist voll von Leuten, die sich dasselbe wünschen wie wir. Wir bestimmen das Spiel für alle. Ich bin bereit. Nun bist du dran. Du hast das Spiel in der Hand. Jetzt oder nie. Du brauchst mich. Du wirst mich brauchen. Es gibt keine größere Geschichte als die von uns beiden. Es wird eine Geschichte von Riesen sein, unsichtbaren, übertragbaren. Eine Geschichte neuer Stammälteren. Schau! meine Augen! Die sind das Bild der Notwendigkeit, der Zukunft aller auf dem Platz. Letzte Nacht träumte ich von einem Unbekannten, meinem Mann. Nur mit ihm könnte ich einsam sein, offen werden für ihn, ganz offen, ganz für ihn, ihn ganz als Ganzen in mich einlassen, ihn umschließen mit dem Labyrinth der gemeinsamen Seeligkeit. Ich weiß, du bist es.

ÇİFTE YAŞAM.

sabah beni uyandıran kapı, - kimoğ? - kablolu tivii - darzzzt (basılan kapı otomatiği efekti) - vııykkgümm (açılan kapı efekti ile kapanan kapı efekti). o arada maruz kaldığım imam hatip ders zili: orgla çalınmış en kötüsünden bir gülpembe. tepki olarak niyeyse akla ilk gelen zbigniew preisner. sen gülünce güller açar gülpembe bülbüller seni söyler biz dinlerdik gülpembeye karışınca bir garip olsa da "volume" arttırmak sureti ile imdadıma yetişip bir oh dedirtmişken tekrar çalan kapı, bu defa karşımda, benim uyku mahmuru gecelikli halimi görünce utanan, tatlı ve bir o kadar da yakışıklı kablolu tv ci çocuk. - kablolu tivii - yanii? - yayın gelmiş mi? - yayın mı gitmişti ki bakayım.. yine gel hep bekleriz, kieslowski izler preisner dinleriz, ikiyüzlü veronika ya ne dersin, izledin mi sever misin?

LUNZ.

- the last time you were here, you implied that you'd fallen out of love with her. would you still say that's true?
- I don't know. how would I know? what does it feel like? I've only been in love with one girl... her. I've never fallen out of love. tell me what it feels like and I'll tell you if I'm feeling it. have you ever felt it?
- there's a huge sadness there. 'cause you know what's been lost. and you begin to lose the desire to... connect.

RUBY OR NOT.

aslında dorothy nin ayakkabıları gümüş imiş.


SEVGİLİMİN AYAKLARINI YIKARIM.



gülş*:
*bu arada bişey dicem
*bu foto seni hiç yansıtmıyor
*yani görüntüsel manada demiyorum
*sen bu fotoyu çektiricek biri değilsin
pid:
*çok mu sevimli iyi kız filan?
gülş*:
*evet
*sevgilimin ayaklarını yıkarım
*12 yıldır çıkıyoruz
*gibi bi kız bu
pid:
*fgşlhöşlfgöhşfh
*şfgöhşlfg
*sonra da bizi niye afişe ediyorsun!

COUPLES/21/22.

four tet - as serious as your life.
ornament - titel 18.

thievery corporation - lebanese blonde.
the funky lowlives - notabossa.


funny / sorry.

FÜNF.


ZWIEBEL.


KONSTANZ&MAINAU.

2 ağustos günü bi kolombiyalı bi ekvatorlu bi iranlı bi alman ve bi türk konstanza oradan da mainau adasına giderler.

ABSTRACT IN A TEA CUP.




20 mart perşembe, biyoteknolojik uygulamalar vizesi çalışması.

ANNEANNEMİN DOĞUMGÜNÜ.

anneannem. yaş 70.

annem. yaş 45.

teyzem. yaş 50.

YALNIZ'IN DURUMLARI

I

Her şeyi süpürebilirsin;
Sonbaharı süpüremezsin.

Sen her şeyi süpürebilirsin;
Sonbaharı süpüremezsin.

Yalnızsa,
Sürekli bir sonbaharı
Süpürür hep..
Düşünemezsin


II

Yanar
Sobasında
Yalnız'ın
Üşüyen
Bakışları.

Lambasında
Karanlığa dönük
Bir ışık
Titrer
Sönük-sönük.

Penceresi
Dışına kapanmıştır,
Kapısı
İçine örtük.


III

Yalnız
Bin yıl yaşar
Kendini
Bir an'da


IV

Yalnız'ın
Nesi var, nesi yoksa
Tümü birdenbire'dir.


V

Yalnız
Bir ordudur
Kendi çölünde..

Sonsuz savaşlarında
Hep yener
Kendi ordusunu.


VI

Yalnız'ın
Sakladığı bir şey vardır;
Boyuna yerini değiştirir,
Boyuna onu arar..
Biri bulsa diye.


VII

Yalnız
Hem bilgesi,
Hem delisidir
Kendi dünyasının.

Ayrıca;
Hem efendisi,
Hem kölesidir
Kendisinin

Tadını çıkaramaz
Görece'siz dünyasında
Hiçbirisinin


VIII

Yalnız
Sürekli dinleyendir
Söylenmemiş bir sözü.


IX

Sözünde durması
Yalnız'ın yalancılığıdır
Kendisine..

Hep yüzüne vurur utancı.
O yüzden
Gözlerini kaçırır
Gözlerinden.


X

Yalnız'ın odasında
İkinci bir yalnızlıktır
Ayna.


XI

Yalnız
Hep uyanır
İkinci uykusuna.


XII

Yalnız
Kendi ben'inin
Sen'idir.


XIII

Bir sözde saklanmış bir yalanı
Bir gözde okuduğundan
Bakmaz kendi gözlerine bile.


XIV

Her susadığında
O
Kendi çölündedir.


XV

Kendi öyküsünü
Ne anlatabilen,
Ne de dinleyebilen.

Kendi türküsünü
Ne yazabilen,
Ne söyleyebilen.


XVI

Bir zamanlar güldüğünü
Anımsar
da..

Yoğurur hüzün'ün çamurunu
Avuçlarında.


XVII

Yalnız
Aranan tek görgü tanığıdır
Yargılanmasında
Kendi davasının..

Her duruşması ertelenir
Kavgasının.


XVIII

Yalnız
Hem kaptanı
Hem de tek yolcusudur
Batmakta olan gemisinin..

Onun için
Ne sonuncu ayrılabilir
Gemisinden,
Ne de ilkin.


XIX

Yalnız'ın adı okunduğunda
Okulda ya da yaşamda..
Kimse
"Burda"
deyemez..
Ama
Yok da..


XX

Uykunun duvarında başladı..
Önceleri bir toz gölgesi sanki;
Sonra bir yumak yün gibi.

Ama şimdi iyice görüyor
Örümceğin ağını
Gün gibi


XXI

Yalnız
Duymuş olduğunun sağırı,
Görmüş olduğunun körü
Dür..

Ölür ölür öldürür,
Öldürür öldürür ölür.

Duyduklarını unutur,
Duyacaklarını düşünür.


XXII

Yalnız'ın adına
Hiç kimse konuşamaz..

O
Kendi kendisinin
Sanığıdır.


XXIII

Yalnız
Önceden sezer
Sonra olacakları..

Paylaşacak biri vardır;
Anlatır anlatır ona
Olanları, olmayacakları.


XXIV

Her leke
Kendisiyle çıkar.